KURU GÖZ SENDROMU   Ocak 30th, 2012

KURU GÖZ SENDROMU

Gözyaşı tabakasını oluşturan maddelerin herhangi birinin eksikliği tabakanın dengesinin kaybolmasına yol açabilir. Bu durum göz yaşı tabakasının hemen parçalanmasına ve konjonktiva ile kornea epitelinde kuru bölgelerin oluşmasına neden olur. Bunun için su, müsin ve lipid gibi gözyaşı katlarını oluşturan maddelerin herhangi birinin eksikliğine yol açacak hastalıklar göz kuruluğu nedeni olacaktır. KCS’in birçok şekilleri olmasına rağmen, romatoid artrit veya diğer bağ dokusu hastalıklarıyla ilişkisi olanlar genellikle Sjögren sendromu adı altında toplanırlar.

Göz kuruluğu yapan veya zemin hazırlıyan hastalıklar şunlardır:
A.    Gözyaşı bezinin hipofonksiyonu
Sjögren sendromu
Riley—Day sendromu (ailevi disotonomi)
Doğuştan alakrima
Trahom
Gözyaşı bezinin cerrahi olarak çıkartılması
Kabakulak
Nörojenik lezyonlar
Göz yaşını da tutan sistemik hastalıklar (sarkoidosis, lenfoma, lösemi v.s.)
İlaçların etkileri (örneğin atropin, diüretikler).
Yaşlılık
B.    Gözyaşının fazla buharlaşmasına neden olan hastalıklar
Nöroparalitik keratit; lagoftalmi keratiti, kuru iklimde yaşama, (örneğin çöl bölgeleri) göz yaşı tabakasındaki yüzey el lipid tabakası yetersizliği (kapak cerrahisi, distikiyasis).

C.    Müsin yetersizliği nedenleri
A avitaminozu
Stevens- Johnson sendromu
Pamfigus
Trahom
Kimyasal yanıklar
Kronik bakteriyel veya viral konjonktivitler.

D.    Diğer Hastalıklar: Göz kuruluğu komea yüzeyinde müsinin emilmesinin normalinaltında olmasına da bağlı olabilir. Bunun nedeni kornea yaralanmaları, epiteliyalmikrovilli kaybı veya yetersiz göz kırpmasıdır.

Klinik Bulgular

A. Semptomlar ve Belirtiler: Göz kuruluğu olan hastalar genellikle batma ve yabana cisim hissetmekten şikayetçidirler. Yaygın olan diğer belirtiler arasında kaşıntı, fazla miktarda mukus salgılanması, gözyaşı üretememek, yanma hissi, ışığa karşı aşırı duyarlılık, kızarıklık, ağrı ve göz kapaklarını hareket ettirmekte güçlük vardır. Hastaların çoğunun göz muayenesinde dikkati çeken en önemli husus gözün normal gözükmesidir.

Göz yaşı bezinin büyümesi Sjögren sendromlu hastalarda nadiren görülür. Biyomikros-kop muayenesinde görülebilecek en tipik özellik alt göz kapağı serbest kenarında gözyaşı meniskinin az veya hiç olmayışıdır. Alt konjonktiva fomiksin-de bazen sarı müköz çizgiler bulunabilir. Bulbus konjonktiva-sı normal parlaklığını kaybedip kalınlaşabilir, ödemli veya hipe-remik olabilir. Zedelenmiş olan korneanın ve konjonktivanın epitel hücreleri % l’lik bengal pembesiyle ve kornea epitelinin madde kayıpları flüoressein ile boyanırlar. Kornea epitelinde kapak aralığı bölgesinde değişik büyüklüklerde ince nokta şeklinde lekeler görülür. Keratokonjonktivitis sikka-nm geç devrelerinde korneada ince iplikler görülür. Bu ipliklerin bir ucu epitele bağlı olup diğer ucu serbestçe hareket etmektedir.

Üç tip kornea ipliği bilinmektedir:

1— Tamamen müközden oluşan lifler,
2— Tamamen epitel hücrelerinden oluşan iplikler,
3-Epitel hücrelerinden ve müközden oluşan iplikler.

B. Schinner Testi: Su çeken filtre kağıdı parçalarının gözyaşı salgılanmasını ölçmek için kullanılması ilk olarak 1900 yılında Köster tarafından bir yüz siniri felcinin incelenmesinde kullanılmıştır. Köster, 1 cm genişliğinde ve 20 cm. uzun-luğunda filtre kağıdı parçasının bir ucunu alt kapak forniksine yerleştirip bunun gözyaşı ile ıslanma derecesini ölçmüştür. 1903′te, Otto Schirmer, bu filtre kağıdın genişliğini 0,5 cm, uzunluğunu da 3,5 cm. ye indirerek Kösterin yönteminde değişiklik yapmıştır. VVolfring ve Krause yardımcı gözyaşı bezleri korneayı çoğu durumlarda yeterince ıslatacak kadar gözyaşı salgılarlar. Ana gözyaşı bezleriyse, sıcak havayla temastan ötürü kuruma, kornea yaralanmasındaki irritasyon, yabancı cisimler, ruhi bozukluklarda ve çeşitli zararlı uyanlar gibi önemli durumlarda, gerekecek miktardaki gözyaşını salgılarlar. Yerel anestezi olmaksızın uygulanan Schirmer testi, gözyaşı bezinin çalışmasını inceler, fakat filtre kağıdının kendisi de gözyaşı salgılanmasını uyarır. % 1 Tik tetrakain damlatılması ile yapılan yerel anesteziden sonra uygulanan Schirmer testi yardımcı göz yaşı bezlerinin (temel salgılayıcı-lar) çalışmasını ölçer.

Schirmer testi, gözyaşı üretimini incelenmesiyönündeniyi bir yöntem olduğu gibi kesinlikle basit bir testtir. Lakin, gözlerin %15′inde yanlış-negatif ve yanlış—pozitif sonuçlar alınmaktadır. Filtre kağıdı parçasının ıslanmasının az olması demek olan pozitif sonucun mutlaka başka bulgularla da doğrulanması gerekir. Negatif sonuç alındığında da, özellikle bu bir müsin azlığına bağlı ise, gözlerin kuru olabileceği unutulmamalıdır. Schirmer testinde 5 dakikada 15 mm den az ıslanma anormal sonuçtur.

C. Gözyaşı Tabakası Kırılma Zamanı: Günümüzde göz yaşındaki müsin miktarını ölçecek pratik bir yöntem bulunmamaktadır, fakat gözyaşı tabakasının kırılma zamanının ölçülmesi  bazen faydalı olabilir. Müsin yetersizliği Schirmer testini etkilemiyebilir fakat gözyaşı tabakasının kırılma zamanının ölçülmesi için hafifçe ıslatılmış bir flüoressein çubuğu bulbus konjonktivasına uygulanır ve hastaya gözlerini kırpması söylenir. Daha sonra gözyaşı tabakası biyomikroskop ile incelenir ve hasta gözleri kırpmadan durur. Korneanın izlenmesi kobalt mavisi ışıkla yapılır. Korneada flüoressein tabakasında ilk boşluğun (kuru alanın) oluşması için geçen zamana gözyaşı tabakası kırılma zamanı denir. Normal olarak kırılma zamanı 15 saniyenin üstündedir, fakat bu zaman yerel anesteziklerin kullanılmasıyla veya göz kapaklarını açık tutarak kısaltılır. Kırılma zamanı gözyaşının yetersiz olmasında ve müsin azlığında normale oranla daha kısadır.

Komplikasyonlar
Keratokonjonktivitis sikkanın erken devrelerinde görme hafifçe azalır. Daha sonra görme, kornea nedbesi ve damarianması sonucu önemli oranda azalır. Bu komplikasyonlar erken tedaviyle önlenebilirler.

Tedavi
Tedavi nedene bağlıdır. Vakaların büyük çoğunluğunda erken devrede kornea ve konjonktivanın epitel değişimleri iyileşebilirler.

GÖZYAŞININ BİLEŞİMİ   Ocak 30th, 2012

GÖZYAŞININ BİLEŞİMİ

Normalde gözyaşının ortalama bir dakikada hacminin 6, miktarının 1,2 mikrolitre olduğu saptanmıştır. En az travmayla toplandığında, gözyaşı sıvısında yüksek oranda protein vardır. Elektroforezde albümin, globülin ve lizozim olmak üzere üç bölüm ortaya çıkar. Gözyaşının antimikrobiyal etkisi gamma globülin ve lizozim kısımlarındadır.

Normalde gözyaşında bulunan gamma globülinler IgA, Ig ve laE dir. IgA diğerlerinden daha fazladır ve vücuttaki sindirim sistemi, burun ve bronşiyal salgılar ve tükürük gibi müköz zar yüzeylerini ıslatan diğer salgılardaki IgA’dan farklıdır ve yoğunluğu daha fazladır. Vernal konjonktivit gibi allerjik durumlarda göz yaşındaki IgE yoğunluğu artar.

Lizozimin bazı bakteriler üzerinde litik etkisi olduğu biliniyorsa da yokluğu enfeksiyon tehlikesini mutlaka arttırmaz. Gözyaşındaki lizozim yoğunluğunun azalması, genellikle Sjögren sendromunun başlarında görülür ve bundan ötürü de, bu hastalığın teşhisinde, çok faydalı bir bulgudur. Gözyaşındaki lizozim türbidimetrik testler ile ölçülebilir. Bu testlerde substrat olarak Micrococcus lysodeiktikus (ısı ile tahrip olan) mikroorganizması kullanılır. Test Schirmer kağıdı üstüne kaplanmış gözyaşı kullanılarak uygulanır.

Yakın bir zamanda, insan gözyaşında betalysin ile yakın ilişkisi olan antibakteriyel bir etken teşhis edilmiştir. Betalysinin insan gözyaşını oluşturan normal unsurlardan olduğu ve lizozimin antibakteriyel etkisine yardımcı olduğu sanılmaktadır. Gözyaşındaki ortalama glikoz yoğunluğu 2,5 mg/100 ml. dir Hiperglisemili hastalarda glikozun yaklaşık miktarının saptanması, piyasada bulunan kolorimetrik kağıt parçalarının (Clinistbc) göz yaşı ile ıslatılmasıyla yapılır. Komadaki hastalarda çok faydalı bir testtir.

Göz yaşındaki ortalama üre miktarı 0,04 mg/100 ml. dir. Glikoz ve ürenin yoğunluğu kanda ve gözyaşında aynı paralelde değişir. K , Na , ve CI iyonları göz yaşında, plazmaya göre, daha yüksek yoğunlukta bulunur. Gözyaşının ortalamapH’ı 7,35 dir. Normalde gözyaşı sıvısı izotoniktir. Gözyaşının elde edilmesinde travma olmuşsa göz yaşındaki maddelerin oranında, değişiklik olabilir ve kandaki maddeler sızabilir. Konjonktivanın bazı iltihabi durumlarında, immüoglobülinlerin kandan göz yaşına doğrudan doğruya sızması görülebilir.

Gözyaşı nasıl oluşur başlıklı yazımızı da lütfen okuyunuz.

gözyaşının kaynağı   Ocak 30th, 2012

GÖZYAŞININ KAYNAĞI VE GÖREVİ

Gözyaşı esas ve yardımcı (ikincil) gözyaşı bezleri, goblet hücreleri ve meibomius bezlerinin salgılarının bir karışımıdır. Normal koşullarda, gözyaşı sıvısı, kornea ve konjonktiva epitelini örten, aşağı yukarı 7—10 mm kalınlığında ince bir kat oluşturur.

Çok ince olan bu katın görevleri şunlardır:

1) Kornea epitelindeki çok küçük yüzeysel bozuklukları gidererek korneayı, düzgün optik bir yüzey haline getirmek,
2) Kornea ve konjonktiva epitelinin yüzeyini ıslatarak epitel hücresnin yok olmasını önlemek,
3) Gözyaşı sıvısının antimik-robiyal etkisi ve mekanik yık sasıyla konjonktiva ve korneada mikroorganizmaların üremesine engel olmak.
Son zamanlarda, yardımcı gözyaşı bezlerinin toplam büyüklüklerinin, esas gözyaşı bezinin, yaklaşık, onda biri kadar olduğu, saptanmıştır.

Sitemizde yer lana Gözyaşının bileşimi başlıklı yazımız da sizlere gözyaşı ile ilgili geniş bilgi verecektir.